Dizilerin Kültürümüze Etkisi

25.03.2012 tarihinde Sinema ve Tv kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 1 Yorum Yapılmış.

Şunun şurasında 10 yıl evveline kadar yabancı diziler kanallarda rağbet gösterirken, başkahramanlar olan Asmalı Konak, Süper Baba, Ekmek Teknesi ve Kurtlar Vadisi gibi diziler sayesinde izleyicinin yerli sektöre olan ilgisi günümüzde yoğunlaştı.

 Ekmek Teknesi’nde kültürümüze yakın bir ailenin komik ve eğlenceli bir üslupla çevresindeki insanlarla iletişimini izledik. Asmalı Konak’ta zengin bir ailenin aşk-trajedi-entrikalı hayatını; Süper Baba’da kavuşamayan sevdaları ve esnafın hayat hikayelerini gözlemledik. Kurtlar Vadisi ile toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından seyredilen, bağımlılık yapan sayılı dizisini “bu bir mafya dizisidir” sloganıyla, Türkiye’de yaşanan mafya, derin devlet, istihbarat örgütünün ilişkilerini ve arada geçen aşk hikayesini ekranlarımıza taşıdık. Kurtlar Vadisi popülerlik olarak ilk reytingli diziye dönüştü. Baş karakter Polat Alemdar’ın hikayesinde destekleyici karakter Çakır’ın ölümü tüm kitle tarafından büyük bir tepkiyle karşılandı ki adına mevlitler okundu, vefat ilanları bile verildi. Böylesine kendini sanal kahramanlara adayan, her yaş kitlesinden fanatiklerin bulunması ve bu durumun trajikomik saplantısı rahatsız edici değil mi?

Biraz daha yakın zamana geldiğimizde Yaprak Dökümü’n de bir ailenin trajik parçalanmalarının, ihanetlerin, bireysel duyguların ve çöken hayatların dramını…. Sonrasında Aşk-ı Memnu geldi ekranlara ihanetler ve aldatmalar ile entrikaları… Küçük Kadınlar’da aile bireylerinin hemen hepsi farklı bir keder hikayesinin izleyiciyi ekranlara kilitlemesi… Bu dizilerden sonra dizilerin bakış açısındaki hızlı değişim dikkat çekici değil mi?

Artık her kanal yeni bir diziyle gündemini dolduruyor. Yayın akışlarına baktığınızda bir zamanlar seyredilecek bir şey yok derken, dizi kirliliğiyle dolmuş listelerle karşılaşıyoruz. Her dizi birbirinden farklıymış gibi lanse edilse de hepsinin kök hikayesinde ihanet, gayri meşru ilişkiler, aldatmalar, tecavüzler ana temayı oluşturuyor. Şu anda yayını süren Fatmagül’ün Suçu Ne?, Adını Feriha Koydum, Bir Çocuk Sevdim, Öyle Bir Geçer Zaman ki…

Tüm bu dizilerin son zamanlardaki ortak özelliği Türk yazarlarının kitaplarından veya eski Türk sinemalarından derlenmeleri… Ancak kitapları okuduğunuzda bu kadar çok ekranda dikkati dolduran unsurların o yazılarda fazla ön planda tutulmadığını da fark ediyorsunuz, ya da sinema filmini izlemişseniz bir anekdota ulaşıyorsunuz bu kadar uzun uzadıya tüm sezon anlatılan bir hikayeyi siz 2,5 saatlik sürede, daha derli toplu, daha anlamlı izlemişsinizdir.

Genel olarak değerlendirirsek eğer zina yapıyorsanız, aldatıyorsanız, tecavüz ediyorsanız, suçluysanız, maruz kalan kişiyseniz dizide mutlaka bedelini ödüyor veya alıyorsunuz. Ancak baş kahraman olarak büyük bir travmadan da nasipleniyorsunuz. O kadar zorlu bir süreç ki bu tüm sezon boyunca hatta daha da fazlasında toparlanamıyor, adaleti sağlayamıyor, hep gözyaşları döküyor, çile dolduruyor, bir de üstüne üstlük dertleriniz azalmıyor bilakis daha da artıyor, keder kovanız damla damla değil sağanakla dolup, taşıyor. Ve siz arada şansa kader gülerseniz hemen bölüm sonunda acılı darbeyi yiyorsunuz. Etrafınız saf/güçsüz ama mağrur kişilerle dolu olduğundan bir türlü doğrulamıyorsunuz, ancak ne hikmetse sizden daha güçlü, daha entrikalı karşıt düşmanlarla karşılaşıyorsunuz. Bir de sevdaya düşmüşseniz sizden hiç hoşlanmayan, sizin ahlak-kültür yapınıza uymayan bir aileye düşüyorsunuz, ya da gayri meşru bir ilişkiye giriyor tabii sonunda bir de çocuk sahibi oluyorsunuz, akabinde inkar ediliyor, sevgiliniz sizi aldatıyor-siz aldatıyorsunuz yani kısaca her durumda keder, acı, çile, dert, gözyaşı, entrika… İlginç olan şu ki son gösterimdeki dizilerde tüm bunları aynı dizinin içinde topluca bulabiliyorsunuz. Ve tüm bunlarla birlikte karakterlerin dünyası o kadar ağır bir tempoyla sergileniyor ki, hayatın parçalarından alınmış gerçeklikler sıradanlaşıyor ve bu hayali dünya izleyici için olağan/basit bir hayat hikayesine dönüşüyor. Asıl ağır olan da bundan sonrasında bu sıradanlık gerçek hayatın içinde kendince yer buluyor.

Ne yazık ki günümüzde TV kanallarının en büyük kaygısı reytingler… Toplum değerlerini gözeten yayınlar gösterimden kalkalı bir hayli oldu. Artık  ailelerin çile dolu hayatlarını kendi ekranlarımızdan izlerken ders almaktan çok “vah vah”, “oh olsun” ifadeleriyle elimizde çekirdek, komşuların buluşma ara menüsü ve dedikodular eşliğinde “şu şuna şunu yapmış”, “gördüm mü nasıl da söyledi” sözcüklerini kullanıyoruz. Ama kimse derinlerde yatan o “ders/öğüt alma” olgusunu göremiyor.  Şu anki komedi dizileri bile ağza alınmayacak argo kelimeler, ekranda biplenen sözcükler, zeka kokmayan kahkaha efektli yayınlarla dolup, taşıyor…

Peki, o eski dizilere ne oldu? Hayat Bilgisi’ndeki öğretmen-öğrenci diyaloglarına, Ekmek Teknesi’ndeki komşu ilişkilerine ve daha nice güzel dizilerin hayat derslerine, öğüt veren özlü sözlere, insanlara özellikle geleceğimiz çocuklarımıza saygıyı, özgüveni, sevgiyi, bağlılık ve sadakati öğreten o değerlere, o dizilere ne oldu? Hepsi bir reyting uğruna çöpe mi gitti?

Her zaman popülarite olan bir rüzgar vardır. Kimi zaman diziler, kimi zaman filmler, kimi zaman da kitaplar, gündemler… Hepsi bir kasırga gibi gelip geçer, iz bırakır ancak olağanlıkla doldurulunca hiç hatırlanmayan sıradanlığa dönüşür. Reklamcılıkta bir tabu vardır, insanlara diğer bir deyimle tüketiciye bir konuyu ne kadar sıklıkla tekrarlayarak gösterir-okutur ve dinletirseniz sözleriniz kitlece gerçekliğe dönüşür. Bu yüzden yol güzergahlarında “dikkat kaza yapmamak için kemerinizi takın?”, “dikkatli sürün” gibi reklam tabelaları göremezsiniz. Çünkü tekrar tekrar bu ilanları gösterdiğinizde insanlarda aşikarlığa dolayısıyla da dikkatsizliğe yol açarsınız. Artık tabelalarda yazan uyarı yazıları “dikkat yokuş vardır, dikkat başka bir araç çıkabilir” gibi işaretler sürücüler tarafından önemsenmez ya da dikkat edilmez.

Bu yüzden belki de bu kadar çok karmaşık hikayeleri olan kişilikleri reyting uğruna ekrana taşımak, onları düzeltecek kahramanlardan ziyade hep düşen, hep düşürülen, hep ağlayan karakterler ortaya koymak kitlece umursamazlığa neden olacak. Belki de bazı dizi karakterlerine özenerek çevrelerinde kabadayılık taslayan, vurdum duymaz, cahilce kendilerine saygınlık yaratmaya çalışan, fevrilikleriyle şahsiyetleri kadar ailelerinin hayatlarını da karartacak bir nesil ortaya çıkacak…

Peki, ne yapmalı da diyebilirsiniz? Elbette bu diziler de olmalı, olmalı ki bir parçamız böyle durumları da izlemeli, öğrenmeli ama birileri artık başka bir rüzgar daha üflemeli ekranlara; çok uzayan entrikaları olmayan, sadelik ve neşeyle dolu, güldüren bir o kadar da düşündüren, dudaklarda hafif gülümseyişler yakalatan, her yaş kitlesince olmasa da anlayan-yorumlayan-sorgulayan-ezberleyen yaşlarca da örnek alınabilecek diziler yazılmalı, oynanmalı…

Bu çocuk dizileri olmamalı elbette ancak şu anki diziler kadar karmaşık ilişkileri olmayan, hep kötü hayat hikayelerine sahip olmamış, belki içinde binbirgece masalları gibi egzantrik üslubu bulunan diziler de bulunmalı…

Unutmamalıyız ki her ne kadar toplum olarak okur-yazarlığı orta değerde bir toplum olsak da hala kan davaları yüzünden çocuklarını kaybeden, hapishaneye gönderen, kızlarını okutmanın boşa zaman ve günah olduğuna inanan, ergenliğe geçmeden erkek-kız çocuklarını evlendiren, eşlerine evlendikten sonra çalışılmamalı yasasını koyan, töreler ve geleneklere ölesiye ve öldüresiye bağlılığıyla, kalın duvarlarla çevrilmiş insanlarımız da mevcut…

Bu diziler yalnızca büyük şehirlerde değil, ülkenin en ücra köşelerinde ve yurtdışında da yayınlanıyor. Bunun da bilincine varmalı ve ekranlarda yalnızca reyting kaygısıyla değil bir topluma karşı sorumluluğu da düşünerek hareket edilmeli, bir parça da bu konulara dokunan filmler, diziler de çekilmeli…

Yazar Hakkında

Yazar : Demet Ulutaş

Yazar Hakkında : Kendimi ve düşüncelerimi paylaşmak, tartışmak, sessizlikte ses olmak için sitenizde yazarlık yapmak istiyorum. Mesleğim gereği reklam metinlerini yazıyorum ancak kısıtlayıcı yazılardan ziyaret anlamlı ve yeterli yazılar yazmak isterim.

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

Mehmet Emre Baş
25 Mart 2012 - 12:55

Bu yazınızla bana tercüman oldunuz diyebilirim. İnsanların hatta ailemin şu akıl unsuru içermeyen dizileri izlemesinden nefret ediyorum. Yer gök aşk, feriha kadar nefret ettiğim başka dizilerde var. Her hafta bir diğer bölümü bekleyen bu ailemden de sıkıldım. Bu dizilerin beyni salaklaştırdığı aşikar. Kanalı değiştirdiğimde kavga ediyoruz değiştirmediğimde ise hiç konuşmuyoruz. Nasıl bir hipnotize etkisi yapmış bu diziler…
Tv artık aptal kutusu olmuş. Halkı oyalamanın en güzel yolu. Kurtlar vadisi dizisinde milletin gözü açıldı ilk zamanlar devlet içindeki pislikleri vs. herkes gördü. Sonra senaryo 90 derece derken 180 derece döndü ve silindi gitti hafızalardan. Hükümet insanların gözü açılsın istemiyor. Oturup tv izlesinler beyinlerini kullanmasınlar istiyor herhalde…
Ben şahsen sadece güldüren, bir sonraki hafta izlemezsem çıldırmayacağım bir kaç diziye bakıyorum. Çocuklar duymasın, yalan dünya.. Onun dışında tv izlemiyorum izlenecek gibi değil.

Üç Artı Bir Tv
  • Twitter@aksiyazar

  • FriendFeed@aksiyazar

  • instagram@aksiyazar

  • Son Yapılan Yorumlar

    Ayakkabı Seçerken Nelere Dikkat Etmeli için beşevler çilingir diyorki;

    topuklu ayakkabı giyemiyorum ...nasıl giyebilirim

    Contorium Bilmecesi için Burak diyorki;

    Mondros değil Honduras

    Türkçe'nin Zenginliği için ege diyorki;

    İngilizcedeki son ek sayisi 678 Turkcedeki 100 İngilizcedeki on ek sayisi 1000in ustunde Turkcede yok Perfect zamanlarinin turkce karsiligi y