DÜN BUGÜN YARIN

07.04.2012 tarihinde Genel kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

Şöyle başlamıştı ilk yazısına:

Bir memleket var hayalimde, bir vatan… Bir geçmiş, bir gelecek zihnimde. Bir de şimdi var; boylu boyunca uzanmış önümde!..

DÜN

Yıl:2000

 

Küçükken , henüz çok küçükken binlerce soru işaretiydi onun için hayat. Gökyüzü neden mavi? Kuşlar nasıl uçar? Güneş neden bir görünüp bir kaybolur? Dünya yuvarlaksa denizler dökülmeden nasıl durur? Yıldızlar gündüzleri nereye saklanır?.. Kimine cevap bulurdu, kimi düşündükçe büyüyen, büyüdükçe daha da düşündüren bir soru işareti olarak kalırdı aklında.

Ama hiçbir şey üzemezdi onu. Ne olduğunu bilmeden geniş açının, hayata en geniş açıyla bakardı, çünkü her gün bir başka çizgi roman kahramanıydı o. Bilmeden ışığın kırılıp renklere ayrıldığını; uzayıp giden, bir türlü ulaşamadığı gökkuşağının sonuna varmak isterdi. Eğer ulaşırsa bir çuval dolusu altın bulacağına inanırdı. Arılar sırf onu sokmak için vardı. Hava onun içeri girmesi için kararırdı akşamları. Güneş her gün onu uyandırmak için doğardı. Uçurtmasını uçurmak için eserdi rüzgar.

İşte böyle… Olaylara kendince nedenler bulurdu.

Sonra öğrendi: Rüzgarın yağmurları getirmek için estiğini, güneşin onu uyandırmak için doğmadığını. Ne arılar onun için varmış, ne gökkuşağının sonunda bir külçe altın…

Okuduğu ve ona okunan masal kitaplarında varmış gözlük takıp konuşan güneş. Kabuğuna girip nice hikayesinde tanık olduğu salyangoz… “Hepsi birer hayal ürünüymüş!”

Bu cümleyi kurduğu an sıyrıldı çocukluğundan ve çocukluğu gittiğinde ondan, o da gitmez oldu çocukluğunun onu götürdüğü düşlere, dünyalara…

Şimdi pek de aşinası olmadığı alemler tanıyor. Farklı farklı kitaplar, başka dünyalar. O kadar da hayali değil okumak. Hayvanlar, objeler insanlığa soyunup, konuşmuyor artık.

Daha füsunkar, daha eğlenceli, daha muzipkâr bir durum haline geldi okumak… Okumak: Zamanı uykuya yatırıp yeni alemler keşfetmek oldu.

Okumak, zamanı oyuna getirip, başka hayatlara, başka diyarlara, başka dünyalara dalmaktı. Sade dalmak mı? Okumak, o dünyalara ait olmak , o hayatlarla bütünleşmekti.

Hele bir de okunan hikaye içleştirilirse, başkasının hikayesi olmaktan çıkar o anlatı, kendi hikayeniz olur; kendi hayatınız, kendi gerçekleriniz. İşte o an zaman durur. Ne ileri ne geri akar. 4 yanı setlerle çevrilmiş bir göl gibi öylece duru. Kendi gerçeklerinizi satır satır okuyup, düşünüzde kare kare fotoğraflar haline getirirsiniz. Sayfalar ilerledikçe kareler canlanır, sizden bağımsız ilerlemeye başlar sizin parçalarınız değildir artık düşünüzdeki, canlı bir bütündür.

İşte Eylül de henüz 10 yaşında olmasına rağmen, annesi onu öğlen uykusuna yatırmadan, o, zamanı uykuya yatırıp kitaplar alemine dalardı. Kitabı bıraktığı an zaman akmaya devam ederdi. Ama bıraktığı yerden değil.

Her kitap sonunda “kendi” olmaktan çıkardı Eylül.

Benliğini yitirirdi. “O” olurdu , şu veya bu… Sureti aynı suret, bedeni aynı bedenken , ruhu aynı ruh değildi.

Eylül bilirdi, kitap bitip o efsunkar alemden çıkınca , kendinden fazlası ederdi. Katlanırdı. Kendi artı, bay X, bayan Y olurdu. Türlü türlü gözlerle bakardı cümle aleme.

Ama korkardı da Eylül… Başlamaktan ve sonlandırmaktan ürkerdi. Başlamak zordu, çünkü ait olamazdı hemen, dahil olamazdı başka bir hayata. Sonlandırmak zordu, çünkü parçası olurdu, o hayal aleminin. Birden çıkmak canını yakar,acıtırdı onu.

Bir de eşiklerden korkardı. Kapı eşiğinden, geceyle gündüz arasında, henüz tanyelinin ağarmadığı o tekinsiz çıkış eşiğinden… Ama hayat da böyle bir şey değil miydi zaten; bir eşik!.. Yaşamla – ölüm arasında, gerçekle – hayal arasında, “OKUMAKLA” –okumak arasında bir araf değil miydi?..

BUGÜN

YIL:2010

Gözlerini tavandaki fosforlu yıldızlara dikmiş, yatakta sırt üstü uzanmış ve haftanın en sıkıcı gününü nasıl alt edeceğini düşünüyordu. Ütün Pazar gününü yatarak geçirmek geldi aklına ama annesinin birazdan kahvaltı için geleceğine ve eğer uyanmazsa, periyodik aralıklarla çeşitli bahanelerle kendisini kaldıracağına emin olduğundan, hemen uzaklaştırdı bu düşünceyi zihninden. Belki de her Pazar yaptığının aksine çıkıp biraz dolaşmalıydı. Kalkıp perdeyi açtı, hava bulutsuzdu esen rüzgar ilkbaharın formunda olduğunu gösteriyordu, bu fikirden de vazgeçti. En iyisi bir değişiklik yapmak fikrinden vazgeçmekti. Eylül de öyle yaptı. Aşağı indiğinde annesi kahvaltı için krep hazırlıyordu.

Zaten Pazar gününün Eylül’ü mutlu eden tek ve en leziz yanıydı. Muhteşem kızartma kokuları eşliğinde, çekirdek ailesiyle birlikte bir Pazar kahvaltısı…

Madem klasik bir Pazar günü geçirmeye karar vermişti o halde başlamalıydı “Pazar rutinlerini” eyleme dökmeye… Masanın üstündeki gazeteyi aldı, şöyle bir göz gezdirip bırakacaktı ama büyük harflerle, dev boyutta yazılmış bir haber başlığına çakıldı gözü. “OKUMUYORUZ AMA OKUYORUZ!”

Özel bir kurum tarafından yapılan araştırmanın sonuçlarını yorumlayan bir yazıydı. Eylül yazıya öyle dalmıştı ki babasının indiğini ve o çok sevdiği kreplerin pişme sürecini tamamlayıp masada vişne reçelinin yanındaki yerini aldığının bile farkına varamadı. Yazımın bitimine doğru babasının kendisine seslendiğini farketti. Son cümleyi de tamamlayıp, midesiyle buluşturmak için sabırsızlandığı krepleri hatırlayarak oturdu masaya. Babası;

-Ne okuyordun öyle üç kere seslendim…

-Türiye’de eğitime verilen önemin arttığının, buna karşın kitap okuma oranının azaldığını istatistiksel verilerle destekleyen bir yazı…

-Hııı… Tam senlik desene. Kitap okuma oranının derslere ayrılan vakit yüzünden azaldığından mı bahsediyor, doğru mu anladım?

-Aynen öyle tastamam doğru anladın. Dedi, ses tonundan gergin bir hava seziliyordu.

-Bu durum seni rahatsız mı etti?

Eylül başıyla onayladı.

-Neden? Bu ülkede, bu yüzyılda iyi bir eğitim almaz, iyi bir fakülte bitirmezsen hem işsiz hem aç kalırsın.

-Olabilir. Ama bu kitap okumamanın bahanesi olamaz. Zaten bence bu kavramlar birbirinden ayrılamaz. Hatta biri olmazsa diğeri kavramlık özelliğini yitirir. Bütün sıfatlardan, tamlamalardan mahrum kalır. Okumak ve “Okumak” adından da anlaşıldığı gibi özünde birbirinin aynası gibidir. İnsanların bu “kavramları” ayırma çabasını anlayamıyorum. İşin kötüsü bunu yapış şekilleri… Bir kavramın varolabilmesi için diğerinin yok olması gerekiyormuş gibi davranmaları. Bir annenin çocuğunu öldürmesi gibi. Acımasız, iğrenç. İhtimal dışı, hayal bile edilemeyecek kadar çirkin.

Annesine baktı ve soğuttuğu kreplerini vişne reçeline bulayarak yemeye başladı.

-Aslında sorun kavramların bütünlüğü ya da ayrılığı değil. Senin yalnızlığa fazla doygun olman. ‘Bunu söylerken gülümsedi.’ Senin ihtimal dışı, acımasız, iğrenç bulduğun sadece bir zaman meselesi.

Eylül başını hafifçe sağa çevirerek; “Ne demek şimdi bu” der gibi baktı, babasına. Babası devam etti;

-Yani bir öncelik durumu. Fakülteye başlama yaşı bellidir ama okumak her zaman yapılabilecek bir fiildir. İnsanlar önce iyi bir gelecek, şık bir hayat isterler. Hem bu olmazsa kitap alacak parayı dahi bulamayacakları düşünülürse, eğitim tercihinin öne alınması bir zamanlama hatası değildir.

Bir Pazar günü için tansiyonun fazla yükseldiğini düşündü Eylül,konuyu fazla uzatmadan masadan kalkıp odasına çıktı.

Toplamadığı yatağına uzanıp, babasıyla konuştuklarını düşündü. Belki o da kendince haklıydı. “Kendince…” Düşledi… bundan 20-30 yıl sonrasını düşledi bugünün genç, ham beyinleri; o gün olgun, donanımlı. Türkiye bugün ki Türkiye değil. Değişmiş herşey… Eskimiş, eskide kalmış. Tıpkı masalların Eylül’ün çocukluğunda kalması gibi. Türkiye toy değil artık, ne istediğini, ne yapması gerektiğini biliyor. Türkiye “hem okuyor, hem okuyor!!!” İnsanlar bilgiye doymuyor. Hep daha fazlasını daha fazlasını istiyor. Ve istediğini üretiyor. Türk halkı tüketim toplumunun bir elemanı değil artık. Türk toplumu kendisi gibi nicelerinden oluşan ve kendisi gibi nicelerini dışa bağlayan zincirin halkası olmaktan çıkmış artık. Hayatlarımızın odak noktası haline getirdiğimiz, her gün bir yenisi çıkan telefonları satın almakla yetinmiyoruz artık. Her gün bir yenisini üretiyoruz.

Ve fakat tüm bu gelişmişliğin, üretkenliğin arasında hislerimizin oluşmasına izin vermemeliydik. 21. yüzyıl insanı olmak bizi kitapların dünyasından koparmamalıydı…

Binlerce domino taşının tek bir taşın haraketliyle art arda düşüp anlamlı resimler çıkarması gibi, Eylül’ün aklında ki düşüncelerde bir bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlanarak büyüyor, şekilleniyordu.

Evet Eylül kararını vermişti. Yazmalıydı… Düşündüğü, düşlediği bir şeyi yazmalıydı. “Kardeş kavgasına nihayet olan Türkiye’yi” yazmalıydı.

20 yıllık ömrünün en anlamlı, sıkıcılığının en aza indirgendiği Pazar gününü geçirmişti Eylül. Ve pazarları neden sevmediğini anladı o an. Pazar günü: Başlamak ve bitirmek gibiydi. Zordu… Bir kitaba başlamak ve sonlandırmak kadar zordu. Öncesi tatil sonrası okul günü… Arafta, o tekinsiz eşikteydi Pazar günü… Eylül’ün benliğini kaybettiğini mi yoksa gerçek benliğini mi bulduğunu o tekinsiz eşik gibi…

Bu düşüncelerle, bu düşlerle uyudu. Eylül uyudu ve büyüdü.

YARIN

YIL:2025

Bugün… bugün ; yarın aslında… Ve yine bir Pazar günü. 15 yıl sonra Eylül, kızartma kokularını içine çekerek girdi, anılarının duvarlara sindiği eve… Koltuğunun altında, köşesinde yazdığı gazetesiyle birlikte attı adımın içeri…

Küçücük bir köşede hayallerini yazdı yıllarca Eylül. Köşe küçüktü belki ama yazılan her kelime devleşmişti okurun gözünde. Okuma tutkusunun nasıl muhteşem bir olgu olduğunu benimsetmişti binlerce okuruna. Çünkü o şöyle noktalamıştı ilk yazısını:

Yarın belki hayalimdeki gibi olmayacak. Daha kötü… Ya da daha iyi. Bunu bize “yarınlar” gösterecek. Ama bugün için, şimdi için iyi bir fikrim var…

“Şimdi zamanı uyutup; başka hayatlara, başka diyarlara, başka dünyalara dalma vakti…”

 

ESRA TANER

*Bu benim ilk hikayemmmm…

İlgili Terimler :
Yazar Hakkında

Yazar : Esra Taner

Yazar Hakkında : yaklaşık 9 yıldır yazıyorum ben.. yazmayı seviyorum. bir çok derecem yazdığım yazılarda.. ben yazarak kendimi kendim gibi hissediyorum.. mutlu olabilmemin tek yolu bu bana göre.. elimde bi defter var.. yıllardır yazdığım ama kimseye okutmadığım bi defter.. aynı o defter gibi bana ait bişeyler olsun istiyorum.. bi kitap…

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

Üç Artı Bir Tv
  • Twitter@aksiyazar

  • FriendFeed@aksiyazar

  • instagram@aksiyazar

  • Son Yapılan Yorumlar

    Ayakkabı Seçerken Nelere Dikkat Etmeli için beşevler çilingir diyorki;

    topuklu ayakkabı giyemiyorum ...nasıl giyebilirim

    Contorium Bilmecesi için Burak diyorki;

    Mondros değil Honduras

    Türkçe'nin Zenginliği için ege diyorki;

    İngilizcedeki son ek sayisi 678 Turkcedeki 100 İngilizcedeki on ek sayisi 1000in ustunde Turkcede yok Perfect zamanlarinin turkce karsiligi y