GÖRÜNMEYEN BİZ

09.05.2012 tarihinde Kültür ve Sanat kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

Yazıyorum… anlamını bilmediğim kelimeler, okunması, anlaşılması güç olan cümleler yazıyorum. Bu kadar zor olmamalı yazılanları okumak. Bu kadar yorucu olmamalı cevapsız soruları bulmak…

Hep geçen zamanda yaşananlar mı mutlu eder insanı? Geçmiş yaşantılar insanı çoğu zaman mutluluğa itiyorsa, biz şu anda neden bu haldeyiz? Düşüncelere boğdum kendimi. Cevapsız sorular içinde boğazıma kadar battığımı hissediyorum…

Eskiler… Küçük ama huzur verici şeyler vardı eskiden. İnsanları gülümseten, onlara mutluluk veren, birliği sağlayan küçük şeyler… Köyler vardı önceden.. Benlik değil, bizlik duygusu vardı. Zamanı birlikte geçirme isteğiyle dolu insanlar vardı. Hep birlikte gülmek, hep birlikte ağlamak vazgeçilmezdi onlar için. Çünkü o zaman “Biz” vardık…

Sonra biraz daha büyüdü köyler. Biraz daha, biraz daha… Küçük köyler yoktu artık. Köyler; şehir, büyükşehir, metropol gibi isimler aldı. Köylerin adı değiştikçe insanlar da değişti. Köyler büyüdükçe, insanlar birbirini küçük gördü. Köylerimiz değil, kentlerimiz vardı artık. Biraz yıkıcı, biraz yorucu, biraz da yaşanması güç olan kentlerimiz var. Tüm bunların yanında yine de sevgiyi arayan, gülmeye muhtaç gözlerimiz vardı…

İnsanlar… Zaman geçtikçe, köyler büyüdükçe değişen insanlar… Hep böyledirler işte. Zaman gibi çabuk değişici… Bazen yaratıcı, bazen ise yok edici. Önce dostluğu, kardeşliği, sevgiyi yarattılar. Sonra ağlatmayı, öldürmeyi görev saydılar kendilerine. Onlar artık kentlerde yaşamaya başladılar çünkü… Çoğu zaman kentlerde yaşamanın iğrenç bir şey olduğunu söylerler. Sürekli ulaşımdan, katilden, hırsızdan şikayet ederler. Kendilerini görmezler. Her bireyin birer suçlu, katil, hırsız olduğunu bilmezler. Sadece suçlarlar herkesi. Farkında olmadan kendi suçlarını bastırırlar…

Ben, o veya bu… Fark eder mi? Hangisi, hangimiz suçlu ne değişir? Hepimiz birer suçlu değil miyiz? Kendimizi, hayatımızı, sevdiklerimizi yok etmek de suç değil midir? Ne zamandan beri  insanları öldürmek kahramanlık oldu? Babayı, anayı yok saymak ne zaman gurur duyulacak hale geldi?  Bu kadar kötüleştik mi biz? Birbirimizi göremeyecek kadar büyüdük mü gerçekten?

Bilinç… Canlıların, kendilerinin ve çevrelerinde olan olayların farkında olması demekmiş.. Kentlilik bilinci… Kentlerde yaşamakla bitmiyormuş her şey. Bilinç olmalıymış insanda. Peki biz? Ne kadar bilinçliyiz? Elime bir gazete aldım okumaya başladım. Okudukça gördüm bizde ki kentlilik bilincini. Daha doğrusu olmayan kentlilik bilincini…

 

Önce kentlere olan ilginin köyleri yok etmesini gördüm. Yaşadığımız yerin bu yıl 72.9 milyon olan nüfusunun 2010 yılında 76.5 milyona kadar yükseleceği tahmin edilmiş. Bu dönemde kent nüfusu yüzde 8.1 aratarak 53.5 milyon olacakmış. Köy nüfusu ise yüzde 2 azalarak 22.5 milyona gerileyecekmiş. Bu kadarla bitmedi okuduğum felaket. Köy nüfusunda kimi illerde yüzde 47’lere varan oranlarda azalma bekleniyormuş. Gelecek dört yıllık dönemde ise 65 ilde köy nüfusu azalacakmış. Düşündüm, düşündüm bir daha düşündüm… 20-30 sene sonraki halimizi düşündüm içim ürperdi, aklım karıştı. Sonra kentlerde ki sorunları gördüm aynı gazetede…

Komşusuyla aynı apartmanda oturan birinin, komşusunun öldürüldüğünden haberi yok… Öz annenin kendi evladını döverek öldürmesi… Bir gencin babasının paralarını çalması… Bir annenin yeni doğmuş çocuğunu bırakıp ortadan kaybolması… İnternette tanışıp kaçan gençler… Sanal alemde ki Türkçemizin katledilmesi… İspatlamaya, daha fazla örnek vermeye gerek var mı sizce? Her şey açık değil mi? En kötüsü biz bunların içinde sürüklenip gitmiyor muyuz?

Aslında kentlerde yaşamak bu kadar kötü bir şey değildi. Yine kardeşlik, yine sevgi, yine mutluluk olabilirdi. Her şeye rağmen elele tutuşup gülebilirdik hayata. Her insanın bi şansı vardır. Bizim de var. Bir şeyler yapmalıyız. Güzel şeyler… Kentlerde yaşamalı ama mutlu olmalıyız. Aynı şarkıyı söyleyip, aynı toprağa basmalıyız. Aynı yerden su içip, hep birlikte büyümeliyiz. Kentler gibi büyük, kentler gibi güzel, kentler kadar bilinçli olmalıyız. Mutlu olmalıyız. En önemlisi; görünen biz olmalıyız…

Böyle olmamalıydı. Köyler büyümeli ama insanlar küçülmemeliydi. Kentlik bilinci, kent kültürü olmalıydı her birimizde. Ölenlerin, çocuğunu öldürenlerin, babasını kandıranların, sanal alemin olmadığı bir kent olmalıydı bizimkisi. Eskiyi aratmayacak, sevgi dolu bir hayatımız olmalıydı. Siyah girmemeliydi araya… Mavimiz olmalıydı ve yeşilimiz…

Gökyüzü kadar masum, gökyüzü kadar temiz ve gökyüzü kadar biraz bulutlu… Mavi olmalıydık…

Çimenler kadar güleç, çimenler kadar rahatlatıcı ve çimenler kadar sessiz olmalıydık… Yeşil olmalıydık…

Sadece susalım. Kulaklarımızı kapatıp, gözlerimizi yumalım artık. Siyah bir kenti geride bırakıp biraz mavi, biraz yeşil bir kente açalım gözlerimizi. Işıklar yansın, karanlıktan kurtaralım kentimizi. Ve artık biz, “Görünen Biz” olalım…

ESRA TANER

İlgili Terimler :
Yazar Hakkında

Yazar : Esra Taner

Yazar Hakkında : yaklaşık 9 yıldır yazıyorum ben.. yazmayı seviyorum. bir çok derecem yazdığım yazılarda.. ben yazarak kendimi kendim gibi hissediyorum.. mutlu olabilmemin tek yolu bu bana göre.. elimde bi defter var.. yıllardır yazdığım ama kimseye okutmadığım bi defter.. aynı o defter gibi bana ait bişeyler olsun istiyorum.. bi kitap…

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

Üç Artı Bir Tv
  • Twitter@aksiyazar

  • FriendFeed@aksiyazar

  • instagram@aksiyazar

  • Son Yapılan Yorumlar

    Ayakkabı Seçerken Nelere Dikkat Etmeli için beşevler çilingir diyorki;

    topuklu ayakkabı giyemiyorum ...nasıl giyebilirim

    Contorium Bilmecesi için Burak diyorki;

    Mondros değil Honduras

    Türkçe'nin Zenginliği için ege diyorki;

    İngilizcedeki son ek sayisi 678 Turkcedeki 100 İngilizcedeki on ek sayisi 1000in ustunde Turkcede yok Perfect zamanlarinin turkce karsiligi y