Haydar Tatilde, Bölüm 2

04.06.2011 tarihinde Mizah kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

 

Hello muhabbeti beni derinden sarsmıştı. Artık Türk olmanın ağır sorumluluğunu taşıyordum. Plajda yürürken iki tane çocuk yine bize “hello” dedi. Ben de elimi göğsüme vurup “eyvallah” dedim. O sırada aklıma çok felsefi sorular takıldı tabi. “Her yürüyen insan turist miydi? Yoksa ben turist gibi mi gözüküyordum? Yoksa bana hello diyen insanlar geri zekalı mıydı? Kaşım kara… Gözüm kara… Ulan saçlarım da kara! Bu insanlar mal mıydı? Yoksa o mallık bana mı aitti?”

Bunları düşünürken plajın sonuna geldik. Artık dev kayalıklardan oluşan bir sahil vardı önümüzde. Ancak kayalar yer yer olduğundan dolayı yürüyüşümüze engel teşkil etmiyorlardı.

haritada görünen burunBir elimde harita, bir elimde dürbün yürüyeceğimiz yola bakıyordum. Sanırım saat öğlen ikiydi. Haritada bir burun ve burundan sonra bir yerleşim yeri varmış gibi gözüküyordu. Arkadaşlara dönüp bu yerleşim biriminde kalacağımızı söyledim. Tahmini 15-20 dakikada o burnu geçmemiz gerekiyordu. Bir saat oldu, iki saat oldu, üç saat oldu… Bir burunu geçemedik!

Artık sinirler gerilmeye başlamıştı. Suyumuz azalmıştı… Artık herkes Robinson Crusoe moduna girmişti. Yine ben dürbünle etrafı keserken tarlasıyla meşgul olan bir amca gördüm. Hızla onun yanına gittik. Sağolsun amca bana hello dedikten sonra suyumuzu doldurdu, sınırsız domates ve hıyar verdi. Sonra amcaya yolu sordum tabi.

Burhan : Ya abi şu haritadaki burunu ne zaman geçeriz?
Amca: O burunlardan burada 10 tane var, hangisi ki bu?

Sabahtan beri burunları geçip durmuşuz, biz yine hep aynı burunu geçmeye çalıştığımızı düşünüyorduk.

Akşam oldu bir yerleşim birimine varamadık. Biz de bir yerde durup çadırları kurmaya karar verdik.

Madem kamp yapıyoruz, ateş yakmadan olmaz! “Sen lidersin” dediler, “ateşi de sen yak” dediler. Zar zor yaktım ateşi yakmasına da… Başladı sahildeki kuru yosunlar yanmaya… Yosun yosun değil, kağıt mübarek. 30 santimetreküp beyninle koskoca devletin sahilini yak sen! Ne yaptık ettik, söndürdük tabi.

Gece oldu, uyumaya karar verdik. Haydar’la girdik bizim çadıra… Çektik battaniyeleri üzerimize…

Haydar: Agaa!
Burhan: Efendim?
Haydar: Ya domuz inerse buraya?
Burhan: Oğlum denize kaçarız. Domuzlar yüzemez….
Haydar: Tamam aga…

Aradan bir süre geçer… Artık beni iyice uyku basmıştır.

Haydar: Agaaa!
Burhan: Aga uyusana…
Haydar: Ya yılan çıkarsa?
Burhan: Ben öldürürüm, merak etme sen.
Haydar: (ağlamaklı bir sesle) Aga bizim ne işimiz var buralarda?

Aradan 15 saniye geçti…

Haydar: Agaa! Burada kesin akrep vardır!
Burhan: Ever, vardır…
Haydar: Ya sokarsa?
Burhan: (alaycı bir sesle) 15 saniye içinde öldürüyormuş buradaki akreplerin zehri. Ben araştırdım gelmeden önce…
Haydar: yaaaa…
Ondan sonra bir hışırtı sesi geldi kulağıma, bir hareketlenme oldu da, hiç bakmadım. Sonra da uyuyakalmışım zaten. Sonra gece birden bir çırpınma sesiyle karışık hışırtı sesine uyandım. Bizim Haydar akrep sokmasın diye, ayaklarından ve kafasından geçirmiş birer tane battal boy çöp poşeti, içinde çırpınıyor. O an sandım poşetlerin içinde yılan akrep falan girdi. Bir yandan da haydar çöp poşetlerinin içinden bağırıyor tabi…

Haydar: Aguoaaa! Çıkaouaar poaaşetlerriii!

Çıkardım poşetleri hemen Haydar’ın üstünden…

Haydar: Aga havalandırma deliklerinin yerini kaybettim. Boğuluyordum az kaldı içerde…
Burhan: Abi Allah seni top etsin. Başka bir şey demiyorum sana.

Baştan yaşanan korku yerini gülmeye bıraktı. Haydar’ın sırt üstü yere düşmüş hamam böcekleri gibi çırpınışı bütün gece aklımdan çıkmadı. Yaklaşık bir saat, birkaç dakika aralıklarla kahkahalara boğuldum. Aklıma geldikçe hala daha gülerim.

Sabah uyandığımızda bizi bekleyen dik kayalıklarla dolu bir sahil vardı. Artık yaptığımız şey yürüyüşten çıkmış, dağcılığa dönmüştü. Deniz kıyısı dikti ve yükseltilerin üzerine çıkmamız için geriye doğru önemli bir mesafe kat etmemiz gerekiyordu. Geri dönmeyi göze alamadık. Deniz de çok derindi ve içinden yürümemiz imkansızdı. Dik kıyılara tutuna tutuna ilerlemeye başladık… Bir saat bu şekilde devam etmişizdir. Artık çok zorlanmaya başlamıştı kollarım. Dinlenmeye ihtiyacım vardı ama öyle bir yer yoktu. Üstelik sırtımdaki çanta da çekilmez hale gelmişti. Tam inlenecek bir yer bulmuştuk… Benim tutunduğum bir kaya parçası elimde kaldı. O an elimde kalan kaya parçasına öyle bir baktım tabi. Ona bakarken ilkokuldayken Anadolu lisesini kazandığım için sevinçten bisikletimi bayır aşağı ve bayır yukarı nasıl hızla sürdüğüm, ilk aşkıma çiçek verişim, son aşkımda kafayı yiyişim, ortaokulda matematikten 1 aldığım için okuldan kaçışım gözlerimden bir film şeridi gibi geçti. Suyun derinliklerine düşerken de kendimi “haydaaaaar!” diye bağırmaktan da alı koyamadım.

Haydar sağolsun ben düştükten sonra aklına beni kurtarmak gelmemiş, ben öldükten sonra anneme ne diyeceğini düşünmüş, hasta herif. Suyun içinde zor da olsa çantadan kurtulup yine bir kayanın yardımıyla suyun üstüne çıkabildim. En azından kafam suyun üstündeydi yani.

Burhan: Aga ne yapacağız şimdi?
Haydar:…
Burhan: Aga ne yapacağız şimdi?
Haydar:…

Bilmem bilir misiniz? Baykuşların yavruları olur. Böyle gözleri patlak patlak bakarlar. Kukumav kuşu derler onlara. İşte bizim Haydar da kukumav kuşları gibi bakıyordu bana. Ona hayatta olduğumu ikna etmem 3 dakikamı almıştır. Yoksa adam cenaze işlemlerini başlatacaktı yani…

Yazar Hakkında

Yazar : Burhan Sönmez

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

Üç Artı Bir Tv
  • Twitter@aksiyazar

  • FriendFeed@aksiyazar

  • instagram@aksiyazar

  • Son Yapılan Yorumlar

    Ayakkabı Seçerken Nelere Dikkat Etmeli için beşevler çilingir diyorki;

    topuklu ayakkabı giyemiyorum ...nasıl giyebilirim

    Contorium Bilmecesi için Burak diyorki;

    Mondros değil Honduras

    Türkçe'nin Zenginliği için ege diyorki;

    İngilizcedeki son ek sayisi 678 Turkcedeki 100 İngilizcedeki on ek sayisi 1000in ustunde Turkcede yok Perfect zamanlarinin turkce karsiligi y