İstanbul’un sesleri

Bir seher vakti attım kendimi yollara… sırtımda çantam.. aklımda düşler…minareden gelen sabah ezanı,bir büyü bir mucize gibi sardı etrafımı.. Istanbul uyanıyor… Dükkanlar başladı kepenklerini açmaya.. sıra sıra,içli içli bir
gıcırtıyla uyandılar sabaha sokaklar.. Caddeler.. meydanlar.. hepsi uyku mahmuru. Silkelenip gelse kendine yeni güne uyansalar başlayacak yeni ekmek kavgası.
Derken bir tıkırtı, dönüp bakıyorum ardıma. Ahşap arabasını itmekte bir adam, üstü kirli, sakallarında aklar, karanlık yüzü biraz mutsuz biraz da hüzünlü… Derken bağırıyor eskiciiiiiii………. Adam ekmek peşinde düşmüş yollara ancak bir çatırtı, biri bir cam kapatıyor çarparak. Belli uyanmamış tüm İstanbul. Hala uyumakta bazıları.

Sahile iniyorum, rıhtıma doğru, tuzlu bir koku kaplıyor genzimi hafif de yakmakta… mis gibide bir simit kokusu.. ısırdığımı düşlüyorum çıtırdaması kulaklarımda..bir vapurun düdüğü bağırmakta, bir martı kanat çırpınışları.. sevdiğim İstanbul. Sesleri de bir başka………

Biniyorum hayallerimde gemiye, gidiyorum bilinmeze, belki de hiçbir zaman geri dönmemek üzere.. senden kaçıyorum Istanbul, kahredici güzelliğinden, beni derinden etkileyen ve büyüleyen tüm gizeminden.

Kaçıyorum senden ve işte yine sana doğru. Gözümü kapasam hep sen, yine sen. Bir sevgili gibi sen, divane aşık da ben. Hep sana çıkıyor yolum ben bile gitmek isterken.

Açıyorum gözlerimi oturmuşum karşı kıyında.. bak dedim ya gidemem uzağa, yine senleyim yine yanında..

Ahh bu delice rüya..

Yazan: Melisa Azim

Yazar: Melisa Azim

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir