Kırk Yıldır Sefalette Bu Ahmet

02.06.2011 tarihinde Mizah kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

Bursa’ya gittiğimin ikinci günü, Bursa’da oturan akrabaların ziyaretine gitmeye karar verdim. Elde bir adres, düştüm yola… Metroya bindim, indim Santral Garaj’da… Bilmem sizde var mıdır böyle huy? Ama ilk kez gittiğim yerlerde kendime hep bir merkez seçerim ben. Benim merkezim de Santral Garaj’dı. Başka bir yer de bilmiyordum hani…

Elimdeki kağıtta “İnegöl Çarşısı, Heykel” ve bir de dükkan ismi yazıyordu. Heykel’i de, İnegöl Çarşısı’nı da bilmiyordum. Santral Garaj’da dolmuşçuların birine sordum. “Abi, bu Heykel’e nasıl gidilir” diye. O da bana uçsuz bucaksız bir yokuş gösterip “Burdan yukarı çıkacaksın” dedi.

bursanın eski görünümü

 

Sonbahar aylarıydı ama hava gerçekten çok sıcaktı, hele benim gibi tembel biri için o sıcakta o yokuşu çıkmak tam bir eziyetti. Nazlana nazlana çıktım yokuşu. Tabi arada da kendime söyleniyorum yine “ne işin vardı da geldin buralara, rahat mı battı” diye… Neyse yarım saat sonra falan bir heykel çıktı karşıma. O kadar büyük heykel de hiç görmemişim daha. “Aha işte heykel” dedim ben de… Heykel daha ne kadar uzakta olabilirdi ki zaten. Efendim bende bir sevinç, bir heyecan… Anlatamam… Neredeyse gidip heykele sarılacağım. O derece yorulmuşum, bezmişim yani. “Soğuk bir şey ikram ederler, ben de ne güzel içerim onu” diye düşünerekten başladım İnegöl Çarşısı’nı aramaya. Bilmiyorum, rahmetli Kemal Sunal beni görseydi ne derdi halime?

Gittiğim yerdeki heykel dört yolun tam ortasında bulunuyordu. Hemen hemen bütün yollardan girip İnegöl Çarşısı’nı aradım ama yok! Bulamadım… Bende bir umutsuzluk belirdi tabi… “Herhalde adresi yanlış aldım” dedim kendi kendime. Sonra başladım millete sormaya. Abartmıyorum 15-20 kişiye sordum “Bilmiyorum” dedi hepsi. Oradaki esnafa sordum “Burda öyle bir yer yok dedi” Ben onları bilemiyorum ne yapayım yani. Sonra gözüme çakmak satan Tarkan bıyıklı bir dayı ilişti. Dayının “buraları benden sorulur” havasından mıdır, nedir? Dedim “lan bu biliyordur”. Gittim yanına:

+Selamun aleyküm, dayı…
-Aleykümselam yiğenim, buyur.
+Abi burası heykel mi?
Karşıdaki heykeli kafasıyla göstererek:
-Heeee! Heykel burdadır…
+Abi ben İnegöl Çarşısı’nı arıyorum. Burdaymış sanırım. Yabancısıyım buranın. Biliyor musun nerde olduğunu?
-İnegöl Çarşısı’nın burda ne işi var, yiğenim? Sen İnegöl’e gitçen… Oranın çarşısına bak.
+Tamamdır, abi sağolasın.
-Eyvallah.

“Ya muhakkak burda, aralarda bir yerdedir” diyerek son bir umut etrafa bakındım. Yok anasını satayım! Akşam oldu artık umudumu kaybettim. Sonra “ya ne kadar safım İnegöl Çarşısı’nı Bursa’da arıyorum. ulan olsa olsa İnegöl Çarşısı İnegöl’dedir” dedim.

Hafta sonu oldu gittim İnegöl’e, çıktım merkeze… Dedim “al sana İnegöl Çarşısı”. Başladım akrabanın dükkanını aramaya. Hay anasını satayım! Kime sorsam yine yok diyor.

Bir saat sonra avare avare dolaştıktan sonra karnımın acıktığını hissettim. Girdim bir lokantaya. Köfte, cacık derken, dur dedim lokantanın sahibine de bir sorayım:

-Ya abi ben heykel’de İnegöl Çarşısı diye bir yer arıyorum.

Lokantanın sahibi bir süre yüzümden aşağı dumur olmuş bir insan edasıyla baktı. Şaka gibi geldi herhalde adama. Sokaktaki amcaya çıkıp “ben Arizona’yı arıyorum” deseniz, daha az tepki verir yani, o derece…

+Anlamadım kardeşim…
-Abi ben İnegöl Çarşısı’nda xxx Bilgisayar diye bir yer arıyorum ama bulamadım.
+O elindeki kağıtta heykel mi yazıyor?
-Evet abi…
+Alkollü müsün?
-Yok abi ben içmiyorum. Heykel’in orada çok aradım zaten. İnegöl’e git dediler. Bursa’dan geliyorum ben.
+Sen nereye gittin Heykel diye?
-Abi, Santral Garaj’da yukarı doğru çıkınca Osman Gazi’nin heykelinin orası işte!
+Alkollü müsün?
-Hayır abi…
+Kardeşim senin gittiğin yerin adı Fomara’dır. Heykel’de onun daha yukarısında bir yer adıdır. Senin ne işin var İnegöl’de?
-Ya abi ben aslında hani biraz gezi amaçlı…

Ne kadar durumu toparlamaya çalışsam da olmadı. Yine hunharca güldüler.

Bunun utancıyla hala nasıl yaşıyorum? Bilemiyorum. ama bir hafta içinde yaşanan o kadar olay benim için fazlaydı. Eve dönerken, yan odadaki arkadaşımın dinlediği ancak benim hayatta dinlemeyeceğimi ve şarkılarını söylemeyeceğimi iddia ettiğin bir adamın dizesini bilinçsizce ve mırıltılarla söylüyordum.

“Nedir bu başımdaki felaket, kırk yıldır sefalette bu Ahmet.”

Yazar Hakkında

Yazar : Burhan Sönmez

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

Üç Artı Bir Tv
  • Twitter@aksiyazar

  • FriendFeed@aksiyazar

  • instagram@aksiyazar

  • Son Yapılan Yorumlar

    Ayakkabı Seçerken Nelere Dikkat Etmeli için beşevler çilingir diyorki;

    topuklu ayakkabı giyemiyorum ...nasıl giyebilirim

    Contorium Bilmecesi için Burak diyorki;

    Mondros değil Honduras

    Türkçe'nin Zenginliği için ege diyorki;

    İngilizcedeki son ek sayisi 678 Turkcedeki 100 İngilizcedeki on ek sayisi 1000in ustunde Turkcede yok Perfect zamanlarinin turkce karsiligi y