Malkara’ya bir otobüs yolculuğu

04.06.2011 tarihinde Mizah kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 1 Yorum Yapılmış.

 

Küçük yerleşim birimlerinin otobüs firmaları felaket olur, otobüsleri de aynı derece… Bir kere firma size bilet kesmemek için elinden geleni yapar:

-Abi ben bir bilet alacaktım, Malkara’ya…
+Otobüs hazır, hemen kalkacak. Git bin! Şimdi kalkıyo, şimdi…

Aradan 5 dakika geçer, 10 dakika geçer… Otobüs kalkmaz. Otobüs firmasının tongasına düşmüşsünüzdür. İşte ben de o gün otobüs şirketinin şirketine geldim. Allem ettiler, kallem ettiler bana bilet kesmediler. Dedim;

“Bir şey olmaz, hani. Kaç kişi gider ki Malkara’ya?”

302 mercedes otobüsüBiraz zaman geçti. Otobüs neredeyse dolacak. Muavin de: “git arkaya otur” dedi bana. Şehirler arası veya uzun yolda yolculuk yapanlar bilmezler. Böyle ilçe firmalarının muavinleri çok artist olur. Bir ara hanginizin muavin, hanginizin yolcu olduğunu bile şaşırabilirsiniz yani. Bir su istersiniz, döveceklermiş gibi bakarlar, oflarlar, puflarlar. Bir daha da bir şey isteyemezsiniz zaten. Yolculuk sırasında yaşlı kadınlara anne, yaşlı adamlara dayı, diğerlerine de birader der bunlar. Ha! Genç kızlara da bir şey demezler tabi. Sınırsız yardım ve bisküvi ikramı yaparlar bunlara. Boşuna dememişler “dünya kadar malın olacağına” diye…

Her neyse gittim oturdum en arka koltuğa. Aslında oturamadım. Oturduğum koltuk arızalıymış. Ben de kalktım başka bir koltuğa oturdum. O sırada da otobüs iyice doldu. Zira otobüs Keşan otobüsüydü. Otobüs sadece Malkara’ya gitmeyecekti. Otobüsün koridoru sırat köprüsü gibi. 21. yüzyıldayız firma hala 303 otobüslerden kaldırıyor. Yoklculuğun seyri gözümde şekillendi zaten. Aradan biraz zaman geçti, otobüs tam kalkacak… Durdular otobüsü, yazıhaneden… İki amca bindi otobüse, geldiler başıma… Oturduğum koltuğun biletli yolcuları olduklarını söylediler. Muavin hemen geldi tabi;”sen şurdaki koltuğa geç” dedi bana. Arızalı koltuğu gösteriyordu bana. Başka koltuk da kalmamıştı yani. Kaderime razı geldim, gittim oraya oturdum.

Koltuğa oturdum, oturmasına da, koltuk yerinde durmuyor efendim. Bir öne gidiyor, bir arkaya. 303 sağolsun zaten her daim titretiyor bizi. Başladım ben öyle sallana sallana gitmeye. Silivriye kadar geldik, otobüs durdu. Otobüste oturacak yer yok! Hala yolcu alıyorlar. Bildiğiniz İETT otobüsü mübarek. Yaşlı dede de binmiş otobüse… Muavin geldi yanıma:

-Birader seni hostes koltuğuna alalım, dayı da oraya otursun.
+Vallahi bana göre hava hoş da dede burda kalp krizi geçirir.

Muavin dediğimden bir şey anlamadı herhalde. Baktı yüzümden aşağı. Gittim oturdum en öne, bu sefer… Aradan 20 dakika geçmedi, bizim dedenin başı mı döndü? Bilmiyorum, nedir? Başladı istifra etmeye. Otobüsü aldı bir kusmuk kokusu.. İçerde 100 kişiyiz zaten. Hava sıcak! Kokunun kendini buram buram belli ettiği aylar yani. Ter kokusu, ayak kokusu zaten otobüslerin vazgeçilmezi. Havalandırmaları açmıştılar ama yetmedi. Otobüsün klimasını açın dedik ama o da bozukmuş…

“Allah’ım gücüne gitmesin. Bu da yapılacak sınav mı? diye söylenirken, tam benim arkamda horlayarak uyuyan adam oldukça gürültülü bir şekilde gaz çıkarmasın mı? Sinirlerim o kadar bozulmuş ki o an, hem gülüyorum, hem gözlerimden yaşlar geliyor. Suratım bir gevşiyor bir kasılıyor.Muavin hemen adamı uyandırdı tabi:

-Birader sen ne yapıyorsun ya?!
+Uyuyorum yasak mı?
-Abicim millet kokudan nefes alamıyor, sen esans sıkıyorsun!
+Ne esansı?
-Yellendin birader yellendin!

Adama o an bakmadım ama dialog sanırım el-kol hareketleriyle bitti. Adam temiz gaz çıkarmıştı, kokutmadı Allah razı olsun.

Biz 303’ümüzle tam gaz yolumuza devam ederken, yoılda tatilden dönen iki genç kız el-kol işareti yaparak bizim otobüsü durdurdu. O sırada da içimden:
“Bana kalk demezler artık. Yani o kadar da değil. Artık utanırlar yahu” diyorum. Kızlar otobüse bindi içlerinden biri:
“Yaaa! Ayaktamı gideceeeez yaaaa!” dedi. Bizim muavin dile geldi hemen:
“Yok hanımefendi olur mu? Ben ayarlarım hemen yer” dedi, ışık hızıyla kayboldu Bir kaç saniye sonra elinde minderle geri döndü. Minderi eliyle iyice yumuşatarak koridorun hemen başına koydu. Sonra şoföre dönerek:

“Suyu ısıttım abi” dedi ve sonra da bana dönerek pişkin pişkin:
“Birader biz seni bizim uyuduğumuz yatağa alalım. Çok rahattır bak, memnun kalırsın vallahi” dedi.

Kendi kendime:

“Ulan! Ne Oluyo!” dedim. Otobüs şirketi tarafından feci şekilde şirkete getirildiğimi düşündüm. Adamlar işi büyütmüşlerdi artık. Hem su ısıtıyorlar, hem de “biz seni yatağa alalım” diyorlar. Benim nevrim döndü tabi. İki dakika durdurun otobüsü inecem diye bağırındıktan sonra. Kordidorda ayakta gitmeye razı geldim. Kızlardan birini kıçı rahat etsin diye yumuşatılmış mindere, diğerini de benim oturduğum koltuğa oturttular. Ayakta beklerken farkına vardım ki bizim muavin özellik Malkaralılar’ı çok kızdırmış. Muavin yanlarından geçiyor, bir ton küfür yiyor. Açıkçası hepsine ne yaptığını bilmiyorum ama tek tanık olduğum benim yerime oturmuş olan dedeyi feci şekilde 2-3 kez azarlamasıydı.

Bilirisiniz, otoüslerin ayakta yolcu alması yasaktır. Ancak bizim ilçe firmaları ellerinden gelse bagaja bile insan alıyorlardı. Duydum ki son dönemlerde bu kalmamış artık. Ben Malkara’ya gitmeden bir gün önce bir otobüse bomba konulmuştu. Bu tarz olaylar benim aklımı çok meşgul eder. “Yani otobüsün içinde bomba var mıdır” diye düşündüm otobüse bindiğimde. Yıllar önce de Kardak Krizi çıktığı gün Malkara’da bir şimşek çakması sonucu yatağımdan “savaş çıktı” diye fırlamışlığım bile vardır. Neyse dönelim konuya… Öyle ayakta giderken 7-8 kişi, muavin birden bağırdı:

“Eğiliiiiiiiin!!” diye.Muavin öyle deyince bağırınca ben de dedim tamam bomba var. Başımı aldım kollarımın arasına, kapadım gözlerimi… Big bangi bekliyorum. Sonra muavin tamam geçtik dedi. Herkes kalktı. Yolculardan birine sordum noldu diye, sadece trafik kontrolüymüş.

Güç bela vardık Malkara’ya. Malkaralılar indi arabadan muavini bekliyorlar.Dede de var aralarında. Dede, bastonlu, zar zor yürüyen biriydi. Daha sonra konuştuğumuzda ise İstanbul’a torunlarını görmeye gittiğini anlattı.Muavinin otobüsten inmesiyle bizim dede muavinin burnunun üstüne vurmasın mı? Başladı herkes vurmaya. Göz gözü görmüyor çıkan tozdan dumandan. Muavin kapaklandı yere, hala vuruyorlar. Ben de kararsızım “bir tane de ben mi vursam” diye. Bu traz durumlarda aşırı merhametliyimdir ama otobüste çektiğim onca eziyet beni taş kalpli bir insan yapmıştı. Adamlar resmen bizi yavaş yavaş öldürmeye çalışmalardı. Neyse ben güvercin adamlarla olay yerine yaklaştım. Ellerim ceplerimde, başka yere doğru bakıyorum.Olayla alakam olmadığı imajını vermeye çalışıyorum o an. Başka yere doğru bakarken bir tepik de ben salladım muavine utana sıkıla… Sonra birden dedenin sesi dikkatimi çekti.
Bastırmış bastonu muavinin ense köküne hem, hem kaçmasına engel oluyor, hem de bağırıyor:

-Yapmayın! Daha çocuktur! Vurmayın!

 

 

Yazar Hakkında

Yazar : Burhan Sönmez

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

mustafa bircan
06 Haziran 2011 - 11:16

Güzel yazı.Sağduyulu yörem insanı bile bu muavin olucak zavazingoyu depiklediğine göre baya şansını zorlamış olmalı 🙂 tş.ler

Üç Artı Bir Tv
  • Twitter@aksiyazar

  • FriendFeed@aksiyazar

  • instagram@aksiyazar

  • Son Yapılan Yorumlar

    Ayakkabı Seçerken Nelere Dikkat Etmeli için beşevler çilingir diyorki;

    topuklu ayakkabı giyemiyorum ...nasıl giyebilirim

    Contorium Bilmecesi için Burak diyorki;

    Mondros değil Honduras

    Türkçe'nin Zenginliği için ege diyorki;

    İngilizcedeki son ek sayisi 678 Turkcedeki 100 İngilizcedeki on ek sayisi 1000in ustunde Turkcede yok Perfect zamanlarinin turkce karsiligi y