SAYGI MI O DA NE?, BEN KENDİ HAYATIMI YAŞARIM BANA NE.

07.03.2012 tarihinde Yaşam ve İnsan kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 1 Yorum Yapılmış.

Bu bir öfkeyi dışarı vurma yazısıdır. Öfkemi yenmek değil ama öfkemle barışık olmak için ya yazarım ya da meditasyon yaparım. Ofiste baş parmak ve işaret parmağımı birleştirmiş, ofis koltuğunda lotus pozisyonunda oturmam abesle iştigal olacağı için açtım bilgisayar günlüğümü, yazıyorum.

Klasik, hepimizin bildiği ya da bir şekilde duyduğu bir laf vardır. Başkasının özgürlüğünün başladığı yerde benimki biter. Anlıyorum ki oldukça teorik bir olguymuş bu. Bir toplum kodlamamız daha açığa çıkıyor. Çaktırmadan sıranın en önüne geçmenin, başkasının hakkına kastetmenin uyanıklık ve zeka belirtisi olarak algılandığı bir toplumda, insanların yaşamlarına ve haklarına saygı duymak kötüdür ve bizi enayi yerine koyar gibi bir kodun oluşması son derece normal aslında.

Herşey kitabında, kuralında yazılı ama uygulamaya gelince içimiz boş maalesef. Bu kendimize de saygı duymadığımızın bir göstergesi bana kalırsa. Başkalarına saygılı davranmıyoruz çünkü ezileceğimizi, enayi durumuna düşeceğimizi düşünüyoruz. Aslında bu içten içe enayi olmayı hakettiğimizi düşünmemizdir bilinçaltımızda ve bunun farkına varmıyoruz maalesef.

Bir gün boyunca çevrenizi bilinçli bir şekilde izleyin derim ben. Bakın bakalım neler göreceksiniz. Asansör sırası mı bekliyorsunuz, hopp biri geldi asansöre bindi, gitti bile. Asansörün kapısı kapandı siz bir şey diyemeden. Ben “Gel abi ben sana yer tuttum” diyeni bile gördüm asansöre binerken. Pardon nasıl yer tuttun, göbeğinle mi sorması ayıp. Yahu asansörde birine yer tutmak nedir, tam Türk icadı sanırım. (Bu olaya iyi tarafından bakacak olursak bunu söyleyen arkadaş bize öyle bir malzeme sağladı ki hala gülüyoruz. Günlük neşemizin bir kısmını kendisine borçluyuz aslında.)Bu örnekte olduğu gibi bu; bile bile bilinçli olarak hani böyle gözüne soka soka saygısızlık eylemi. Bu insanlar o kadar pişkindir ki bir şey diyemezsiniz bile, basiretiniz bağlanır, nutkunuz tutulur. Zaten enerjinize de değmezler.

Bir diğeri ben zaten görmedim ki diyerek görmezden gelme, ne derler salağa yatma durumu var ki aslında tam cinnetlik. Bu eylemi genelde trafikte görürsünüz. Hele ki İstanbul’da yaşıyor ve her gün köprü trafiğinin içindeyseniz çok kolay adım başı gözlemleyebileceğiniz durumlardır. “Amanınnn ben seni görmedim kardeşim”, “ee görmeden mi önüme kırdın birader”, nedir yani.. böyle bir durumda iki seçenek görünür tünelin sonunda. Ya inip bu adamın kafasını gözünü kırmak ya da “Tamam beyefendi/hanımefendi önemli değil, neyse ki bir kaza olmadı” diyerek yol verip –ki aslında zaten almıştı yolu- devam etmek. İlk seçenek beynimizdeki neo kortekste yani mantık merkezinde değerlendiririp elenir. (Ben ineceğim de ya arabasında levye varsa, ya o beni döverse. Zaten benim gibi bir bayan şöförün gücü de yetmez.) Geriye kalır ikinci seçenek mecburen.

Bir diğer durum ise şudur ki bence öfke katsayınızı en çok yükselten, sizi çileden çıkartan, gazetelerde üçüncü sayfa haberlerine bolca malzeme çıkartacak ruh hallerine bu durum sürükler. Arkadaş karşındaki senin ne hissettiğine, ne yaşadığına, nasıl bir ruh halinde olduğuna, yaptığı hareketin senin hayatında neleri değiştirdiğine ve neleri etkilediğine zerre kadar önem vermez. Önemli ve esas olan kendisidir çünkü. Lugatımıza “Egoist Saygısızlar” şeklinde geçmesi gereken bu insanlar gayet mutlu ve huzurlu yaşarlar. Kimseyi umursamadan kendi hayatlarına istedikleri gibi devam ederler. Pişkinler ve görmezden gelenler gibi olayın farkında değillerdir, onlar kendi istekleri doğrultusunda yaşamanın belki de başkalarına saygısızlık olduğunu düşünmezler bile böyle bir ihtimal yoktur ki onlar için. İşyerinde çok yüksek sesle konuşup, gülen bir arkadaşımızı uyardığımızda kendisinin “neden şikayetçisiniz anlamadım” diye sorması buna en güzel örnektir. Yine trafikte deliler gibi kornaya basan insanlar kornaya basılmasının diğer insanları neden rahatsız ettiğini anlamazlar. Trafikte kornaya basılır, ne kadar çok basarsan o kadar çekiliş hakkı veriyorlar, bravo. Adını migren olarak değiştirmek lazım gelir bu insanların.

Sonuç olarak saygısız insanlar ve saygısızlık hayatımızın, bir günümüzün tam da içinde. Bunu değiştirebilir miyiz sorusunun yanıtı bence her şeye rağmen “Evet” tir. Biz bireysel olarak bu bilinci edinip, bu doğrultuda davranırsak, bir örnek model oluşturursak kendi adımıza diğer insanlarında yavaş yavaş değişebileceğini düşünenlerdenim. Tüm bu süreç ilerlerken de stresimizi azaltmak, kavga etmemek , günümüzü rezil etmemek ise kendi elimizde. Ya odağımızı değiştrmeyi ya da benim gibi yazarak ,kendimizle oturarak meditasyon yapmanızı öneririm. Yukarıdaki örneklerde apartmanlarda toplu olarak yaşamamızdan ve komşuluk ilişkilerimizden hiç bahsetmedim özellikle çünkü bu yazımı yan komşuma ithaf ediyorum.

Sevgiler,

Yazar Hakkında

Yazar : Burcu Olgun

Yazar Hakkında : Kendimi ifade edebilmek için çok küçüklüğümden beri yazarım. Şimdiyse gördüklerim, yaşadıklarım, deneyimlediklerim ve hissettiklerimi anlatmak ve bunları başkalarıyla paylaşmak için yazmak istiyorum.

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

Mehmet Emre Baş
07 Mart 2012 - 21:58

Bazen Kadıköy rıhtımın ordaki ışıklarda yayaya yeşilin yanmasını bekliyorum. İlk an herkes enayi diye düşünüyor şeklinde geliyor. Sonra bakıyorum ki başkaları da beni görüp bekliyor. Örnek olursan izleyen oluyor ama kalabalığın içinde 1 tane olunca bunu her zaman yapamıyorum.

Üç Artı Bir Tv
  • Twitter@aksiyazar

  • FriendFeed@aksiyazar

  • instagram@aksiyazar

  • Son Yapılan Yorumlar

    Ayakkabı Seçerken Nelere Dikkat Etmeli için beşevler çilingir diyorki;

    topuklu ayakkabı giyemiyorum ...nasıl giyebilirim

    Contorium Bilmecesi için Burak diyorki;

    Mondros değil Honduras

    Türkçe'nin Zenginliği için ege diyorki;

    İngilizcedeki son ek sayisi 678 Turkcedeki 100 İngilizcedeki on ek sayisi 1000in ustunde Turkcede yok Perfect zamanlarinin turkce karsiligi y